31 Mart 2011 Perşembe

İşte Başlıyoruz!

Bir gün böyle bir blog açacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. 'Bir gün' dediğim tam da 45 yaşımı doldurduğum gün üstelik. Kadınlar için yaş telaffuz etmek kolay değildir ancak benim gibi iki katınız yaşında bir kişiyle yaşıyorsanız kendinizi zaman zaman çocuk bile hissedebilirsiniz. :) Ama çok sürmez o hissiyat, ara sıra -bir an- gelir geçer dimağdan mütebessüm bir şekilde. Genelde baskın olan, kalıcı olan annelik duygusudur çünkü. Karşınızdaki anneniz, babanız, teyzeniz, halanız, dedeniz, nineniz, hep büyüklerinizdir ama siz analık duygusu yaşarsınız.

"Peki neden bu hissiyat?" diye düşündüm tabii zaman zaman. Kendimce yanıtlar da buldum ancak bu derin konuyu belki yazılara paylaştırılmış olarak belki de "Çocuk sahibi olmadan analık duygusu nasıl yaşanır?" başlıklı bir yazıda paylaşırım ileride. 


Bu, her şeyi baştan açıklayan; biz kimiz tanıtan, bu blogda neler olup biteceğini, amacının ne olduğunu, kimlere hitap ettiğini, ne tür konular işleneceğini anlatan uzun bir yazı olmak zorunda değil. Blog bu, günlük yani. Nasıl gelirse öyle yazılır, bir gün birkaç sayfa, öbür gün birkaç satır.. Belki bir ay yazı yerine mazı yayınlanır (mazı: yazı'nın olmayan hali). Üstelik tamamen serbest stil. :) 


Gerçek isim, kimlik, adres vb. bilgiler yazılsın istemiyorum, baştan söyleyeyim.:) Gerek yok bunlara, buradaki konular zaten gerçek olaylar, gerçek kişilikler, anılar, duygular, düşünceler, ironik ya da trajikomik durumlar, hayata dair izlenimler olacak. Önemli olan bunları paylaşmak, benim ve benim gibilerin; birlikte hayatı paylaştığımız canımız yaşlılarımızın gözünden, ağzından..

Örnek mi? İşte size örnek, sıcağı sıcağına:

Bu yazıyı yazarken telefon çaldı salonda. Ben gidene kadar, teyzem uzandığı kanepeden fırlamış, battanesini gazetesini yerlere fırlatmış (canıteziz ya:) "aloooo alooooo" diye bağrınırken birden "hıııı yok yookk..." deyip kapattı. Ben "ay n'olmuş buralara?" diye sorunca teyzem: "ben fırlattım kalkarken. çok çalmasın dedim". "Çalsın be teyzem iki kere daha n'olur ki? hem kim aradı?" Teyzemin gözlerinde muzipçe bir parıltı ve yanıtı: "aa kimse kim? belki sevgilim. arayamaz mı yani?!" Ben dumur ve içimden: "Keşke olsa, keşke olsa da arasaaa.." :)))
İşte öyle, ben yazarım böyle.. Rastlanırsa, okunursa, sevilirse takip edilir. Belki benim gibi hayatındaki yaşlı yakınlarıyla yaşanmışlıkları olan, anlatacakları olanlar da paylaşmak ister. İsteyen yorum yapar, isteyen kendi yazısını gönderir, ihtiyacı olan yardım ister, çaresini bilen derman için yazar, ama konu üç aşağı beş yukarı "yaşlı hayat"ın dışına çıkmaz, böyle biline. 

Canım arkadaşım, her daim dostum F. bu fikri düşürmeseydi aklıma, "bu birikenleri ne yapsam, nasıl paylaşsam da üzerimden atsam? :))" diye hala hayıflanıyor olacaktım. Bu blog hem benim hayatımın bir dönemini belgelemeye, hem de benim gibi insanlar için paylaşım ve farkındalık ortamı oluşturmaya namzet olabilir. Öyle hissediyorum, öyle umuyorum. Ve canım F'e çok teşekkür ediyorum, biliyorum ki beni yalnız bırakmayacak. :) 


Şimdi başa saralım... Ne yazmıştık blog başlığına?

Hep 'tatlı hayat' mı olacak? :) Biraz da 'yaşlı hayat'a, yaşlandıkça zorlaşan hayatlara, onların gözünden ve onlarla yaşayanların dilinden bakmaya çalışsak, ne dersiniz? :) Bu blogu, son bir senedir birlikte yaşadığım 87 yaşındaki sevgili teyzem M'ye, 80 yaşındaki canım annem M'ye ve hayatlarının sonbaharındaki tüm değerlilerimize adıyorum. Yorumlarınızı ve paylaşımlarınızı bekliyorum.

A.