- Nisan yağmurunun bir damlası altın değerindedir.
- Neden teyze?
- ee berekettir de ondan. Biz zamanında yağmur suyunu biriktirir saçımızı yıkardık.
- Nasıl yani?
- Memleketin suları sertti (kireçliydi demek istiyor). Kiremit çatılar vardı, kenarlarında oluklar. Yağmur yağınca oluklardan sular süzülürdü aşağıya, biz de altına kova, teneke ne varsa koyar suları orda toplardık. Sonra tülbetten geçirirdik, suyu ısıtıp saçlarımızı yıkardık, yumuşacık olurdu saçlar. (Bu arada belirtmeliyim ki 87 yaşındaki teyzemin saçları benimkinin iki katı yoğunlukta!)
- vay bee.. Şampuana ne gerek var di mi ama?
- Yok tabii. Sabun var ya.. Ama sular sert olduğu için çamaşır yıkarken sabun köpürmezdi.
- eee? O zaman n'apardınız?
- Külle yıkanırdı. Ocak ateşinden küller alınır, elekten geçirilir, bir kazana konur, üstüne sıcak su konur. Az karıştırıp biraz beklenir, küller dibe çöker, üstteki su maşrapayla başka leğene alınır. İşte o suda beyaz sabun köpürür, çamaşır yıkanır.
- vay bee..
- Ocak ateşi?
- İşte bildiğin odun ateşi.. Üstünde demirden üçayak olurdu. Yuvarlak üstü vardı, tencere oraya konurdu.
- vay bee..
- O zaman kaç yaşlarındaydın sen teyze?
- hmm bilmem, genç kızdım.
- Yıl? 1940'lar mı?
- hıı herhalde..
- vay bee..
Bugün benim şaşırma günüm galiba. ee ne de olsa 1 Nisan :))
Çamaşır yıkamak için çeşit çeşit deterjan, yumuşatıcı, kireç çözücü, leke çıkarıcı, üstüne üstlük otomatik çamaşır makinaları kullanıyorken "ayy bugün çamaşır yıkadım, çok yoruldum kardeş" diye sızlanan hanımlarımıza duyurulur. Yine binbir çeşit şampuan, bakım kremi vs. ile kocaman marifetli ocaklardan, mikrodalga fırınlardan bahsetmiyorum bile! :)

0 yorum:
Yorum Gönder